Eklem İçi Enjeksiyon: Hyaluronik Asit, PRP, PRGF, Kök Hücre
Eklem içi enjeksiyon, diz kireçlenmesi ve kıkırdak hasarında ağrıyı azaltmak ve eklem fonksiyonlarını desteklemek amacıyla değerlendirilen tedavi seçenekleridir. Hyaluronik Asit, PRP, Kök Hücre, PRGF, Eksozom, Kitosan, Eklem Kalkanı ve Peptitler hakkında; etki mekanizmaları, uygulama yöntemleri, etki süreleri ve olası yan etkileriyle birlikte kapsamlı bilgi edinin. Hastalığın evresine ve kişisel ihtiyaçlara göre hangi enjeksiyon seçeneklerinin değerlendirilebileceğini Doç. Dr. Tahir Mutlu Duymuş’un klinik yaklaşımıyla keşfedin.
İçindekiler:
Eklem İçi Enjeksiyon Tedavileri
Eklem içi enjeksiyon tedavileri, ortopedide eklem kireçlenmesi (osteoartrit) ve kıkırdak hasarlarının tedavisinde çok sık kullandığımız yöntemlerdir. Bu alanda birçok enjeksiyon türü vardır. Hastalar açısından oldukça kafa karıştırıcı ve karar vermesi zor tedavilerdir. Çeşitliliğin çok olması ve birçok doktorun tercihlerinin farklı olması, enjeksiyon türleri arasında etkinlik gücü ve süresi açısından çok ciddi farkların olmaması bunda etkili olabilir. Bu alanda laboratuvarlarda üretilen klasik viskosuplementasyon (kayganlaştırıcı), hastaların kendisinden üretilen hücreli, hücresiz tedaviler, kök hücreler, DNA teknolojisi ile üretilen hatta deniz kabuğundan elde edilenler gibi onlarca enjeksiyon türü vardır. Ayrıca bu enjeksiyon türleri de kendi içinde birçok alt çeşitliliğe sahiptir.
Eklem içi enjeksiyon tedavilerini daha iyi anlamak için kıkırdak yapısını, eklem kıkırdağının temel yapı taşlarını öncelikle öğrenmek gereklidir. Kıkırdak yapısının %2'sini kondrosit denilen kıkırdak hücreleri ve %98'lik büyük kısmını ise kolajen, proteoglikanlar, kondroitin sülfat gibi moleküler proteinler oluşturmaktadır. Özellikle kolajenlerden tip II kolajen mevcuttur. Hücreler arası matriks denilen bu yoğun tabaka kıkırdak dokusunun esas yapısıdır.
Eklem yüzeylerini kaplayan kıkırdak dokuları avasküler yapılardır. Direkt damarsal beslenmesi ve kanlanması yoktur. Kıkırdak dokusu, eklem kapsülünün iç kısmındaki sinovya hücrelerinden salınan eklem sıvısı tarafından difüzyon temelli sistem ile beslenmektedir. Bu nedenle eklem kıkırdağının direkt beslenmesinin olmaması, damarsız yapıya sahip olması nedeniyle kendini yenileme potansiyeli yok veya çok azdır.
Eklem İçi Enjeksiyon Türleri
Geleneksel kıkırdak bozulması ve aşınması rahatsızlığı sadece mekanik sebepler olarak bilinirken bugün modern tıp anlayışında ve gelişmiş ileri çalışmalar sonucu sadece mekanik aşınma değil, biyokimyasal süreçlerin bozulması neticesinde yavaş seyirli, kronik iltihabi bozulma süreci olduğu görülmüştür.
Eklem kapsülünün iç yüzeyinde bulunan sinovya denilen hücrelerin sinovit şeklinde iltihaplanması veya inflamasyonu neticesinde ekleme salgılanan birçok sitokin (tümör nekroze edici faktör alfa, interlökin-1 gibi) katabolik / yıkıcı enzimleri aktive ederek kıkırdakların parçalanmasına, incelmesine, aşınmasına ve bozulmasına yol açan yavaş seyirli, sinsi bir iltihabi veya yangı sürecini başlatmaktadır. Halk arasında sıvısı bitmiş, kireçlenmiş denilen süreç kıkırdak aşınması ve kıkırdak kaybı olarak bilinmelidir.
Kıkırdak hücrelerinin azlığı, kıkırdak dokusunun avasküler yapısı, kandaki onarımı sağlayan büyüme faktörleri, onarıcı hücreler veya trombosit hücrelerinin hasarlı bölgeye ulaşımının anatomik zorluğu ve engellenmesi nedeniyle kıkırdağın kendi kendini yenileme potansiyeli maalesef tıbben çok azdır veya yoktur.
Bu zorlukları aşmak ve eklem içi kıkırdak dokusunu onarmak için aşağıda tek tek bahsi geçen eklem içi enjeksiyon tedavileri geliştirilmiştir. Bu tedavilerdeki amaç: Bozulan bu biyokimyasal yıkım süreçlerinin durdurulması, katabolik enzimlerin engellenmesi ve anabolik denilen yapım süreçlerinin ise artırılmasıdır.
Ortopedik tedavi seçenekleri içinde en sık yapılan ve yaygın uygulama alanı bulan başlıca eklem içi enjeksiyon türleri kısaca şunlardır:
- Hyaluronik Asit: Viskosuplementasyon sağlayan eklem kayganlaştırıcı eklem sıvısıdır. İçinde kıkırdak polisakkaritlerinden hyaluronik asit mevcuttur. Geleneksel ve en eski enjeksiyon tedavisidir.
- PRP (Trombositten Zengin Plazma): Hastanın kanından elde edilen rejeneratif biyolojik tedavidir.
- PRGF: PRP'ye benzer fakat çok daha yoğun büyüme faktörü içermekte ve ayrıca lökosit içermeyen saf plazmadır.
- Eksozom: Küçük nanometrik boyuttaki biyolojik veziküllerdir. Kök hücre tedavisindeki gibi hücre tedavisi değildir. Hücre içindeki büyüme faktörlerini içeren veziküllerden oluşur. Hücresiz kök hücre tedavisi olarak geçer. İçinde büyüme faktörleri, mRNA, microRNA vs. bulunur. Uygulandığı bölgede kıkırdak hücresine nüfuz ederek kıkırdak protein üretimi için gen ekspresyonuna yol açar.
- Sanakin ve Sitokinler: Kıkırdak kaybı sadece aşınma değil ayrıca sitokinlere bağlı bir yıkım sürecidir. Özellikle yıkımda etkili interlökin-1 (IL-1) veya TNF-alfa gibi molekülleri engelleyerek kıkırdak yıkımını önlemektedir. Hastanın kendi kanından elde edilen IL-1Ra (İnterlökin-1 Reseptör Antagonisti) ile kıkırdak yıkımı engellenmektedir. Temel amaç inflamasyon sürecini durdurmaktır.
- Kitosan: Doğal yollardan kitin denilen bir molekülden elde edilen bir polisakkarittir. Temel görevi biyolojik, biyouyumlu kıkırdak doku çatısı oluşturmaktır. HA gibi eklem içi kayganlık oluşturmanın yanında kıkırdak matriksi veya çatısı da oluşturmaktadır. Çatlak kıkırdakların arasını doldurur ve koruyucu bir tabaka oluşturur. Çoğunlukla HA ile birlikte uygulanır.
- Kök Hücre Tedavileri: Göbek yağından veya kemik iliğinden elde edilen. Anne karnındaki ilk hücre olan zigota en yakın hücreler olması nedeniyle elde edilip eklem içine enjekte edilir. Amaç yeni kıkırdak dokusu oluşumu ve bu hücrelerin kıkırdak dokusuna dönüşümüdür.
- Biyolojik Peptitler: İçinde protein yapı taşlarını barındırmaktadır. Kıkırdak hücreleri olan kondrositlerde kolajen, proteoglikan ve hyaluronan gibi proteinlerin üretimini sağlamaktadır.
Eklem İçi Enjeksiyon Neden Yapılır?
Tedavi protokolü belirlenirken hastanın yaşı, kilosu (vücut kitle indeksi), kıkırdak hasarının evresi (Kellgren-Lawrence sınıflaması), ek hastalıkları ve daha önce gördüğü tedaviler birlikte değerlendirilir:
Evre 1 (Erken Evre): Öncelikli tercihler PRP (trombositten zengin plazma), PRGF ve hyaluronik asit enjeksiyonlarıdır. Poliklinik ortamında kolaylıkla uygulanır, maliyet etkindir ve erken evrede etki süreleri 1-2 yıla kadar uzayabilir.
Evre 2 (Hafif-Orta Evre): PRP ve yüksek moleküler ağırlıklı hyaluronik asit ilk basamaktır. Yanıt alınamayan olgularda Sanakin, PRGF veya hibrit (PRP + Hyaluronik asit) uygulamalar değerlendirilir.
Evre 3 (Orta-İleri Evre): Kök hücre tedavileri (kemik iliği veya yağ dokusu kaynaklı) ve yüksek çapraz bağlı hyaluronik asit kombinasyonları öne çıkar. Kemik iliği ödemi eşlik ediyorsa kemik iliği kaynaklı kök hücre öncelikli düşünülebilir. Kitosan veya PRP+HA hibrit tedavileri de güçlü alternatifler olup poliklinik koşullarında hızlıca uygulanabilir.
Evre 4 (İleri / Son Evre): Eklem aralığının tamamen kapandığı, kemiğin kemiğe temas ettiği son evre hastalarda tüm bu tedavi türlerinin yeniden kıkırdak oluşturma veya eklemde etkili kayganlık oluşturma potansiyeli yoktur. İleri evrelerde altın standart ve en etkili tedavi yöntemi diz protezi ameliyatıdır. Ancak genel sağlık durumu kötü olan, çok ileri yaşta hastalar, ameliyatını şimdilik ertelemek isteyen veya ameliyat olması mümkün olmayan hastalarda sürtünmeyi azaltmak için kitosan, hidrojel veya yüksek çapraz bağlı hyaluronik asit enjeksiyonları tercih edilebilir. Fakat tüm bu enjeksiyon türlerinin kalıcı değil geçici rahatlama sağladığı unutulmamalıdır.
Diz Kireçlenmesi Evrelerine Göre Tedavi Seçimi ve Klinik Yaklaşım Uygulama Tablosu:
|
Tedavi Türü |
Kaynak / Nitelik |
Seans Sayısı |
Etkinliğin Başlama Süresi |
Etki Süresi |
|---|---|---|---|---|
| PRP | Otolog Kan | 2-3 Seans (15 gün arayla.) | 3-4 haftada tepe noktaya ulaşır. | 6-12 Ay |
| PRGF | Büyüme Faktöründen Zengin Plazma | 2-3 Seans | 3-4 ay etki gösterir. | 6-12 Ay |
| Sanakin | Sitokin İnhibitörü Serum | 3 Seans (Haftada 1 kez.) | 2. haftadan itibaren belirginleşir. | 12 Ay |
| Kemik İliği Kök Hücre | Otolog Kemik İliği | 1 Seans | 1-2 ayda başlar, 12. ayda pik yapar. | 1-2 Yıl |
| Yağ Kaynaklı Kök Hücre | Otolog Karın Yağ Dokusu | 1 Seans | 1-2 aydan itibaren artar. | 1-2 Yıl |
| Hyaluronik Asit | Biyouyumlu Viskoelastik Jel | 1 Seans (Genellikle 90 mg.) | Etki göstermeye hızlı başlar. | 6-12 Ay |
| Kitosan | Doğal Polisakkarit (Deniz Canlısı / Mantar) | 1 Seans (Yılda 1 kez.) | 2-3 haftada etki gösterir. | 6-9 Ay |
Eklem İçi Enjeksiyon Nasıl Yapılır?
Enjeksiyon çoğunlukla diz eklemine, daha az sıklıkla kalça, ayak bileği ve omuz eklemlerine uygulanır. Diz enjeksiyonlarında poliklinik şartlarında pratik ve konforlu bir yöntem izlenir:
Doç. Dr. Tahir Mutlu Duymuş’un Klinik Pratik Deneyimi:
Pozisyon Tercihi: Oturur pozisyonda diz kapağının altından yapılan enjeksiyonlarda klasik yeşil iğneler kısa kalabilmekte ve ilaç eklem içi yerine Hoffa yağ dokusuna kaçarak şiddetli ağrı oluşturabilmektedir. Bu nedenle kendi klinik pratiğimizde hasta mutlaka sırtüstü yatar pozisyonda, diz altına hafif bir rulo/yastık konularak suprapatellar bölgeden (diz kapağının üst ve dış kısmından) ekleme girilmektedir.
Ağrı Yönetimi: Enjeksiyon öncesinde soğutucu sprey ve düşük doz lokal anestezik ile cilt/cilt altı uyuşturulur. Bu teknik sayesinde hastalarımızın %99'unda işlem kalça enjeksiyonundan farksız, neredeyse tamamen ağrısız gerçekleşir.
İşlem Sonrası Bakım:
- Enjeksiyon bölgesi pansumanı 2-4 saat sonra çıkarılabilir.
- İlk gün bölgeye su değdirilmemesi önerilir.
- 3 gün boyunca günde 3 kez 15-20 dakika ince bir havlu üzerinden buz uygulaması yapılmalıdır.
- İlk birkaç gün ağır aktivitelerden kaçınılmalı, istirahat edilmelidir.
Diz İçi Enjeksiyon Yan Etkileri:
Hyaluronik asit ve PRP enjeksiyonları genel olarak son derece güvenlidir:
- Literatürde binde birin altında eklem içi enfeksiyon (septik artrit), iğne kırılması veya alerjik reaksiyon bildirilmiş olsa da 25 yılı aşkın klinik pratiğimizde bu tür komplikasyonlar gözlenmemiştir.
- PRP enjeksiyonu dokuda iyileştirici inflamasyonu tetiklediği için işlemden sonraki 1-2 gün hafif şişlik, gerginlik ve ağrı hissedilebilir. Bu durum beklenen bir biyolojik yanıttır; buz tatbiki ve basit analjeziklerle kontrol altına alınır.
Hyaluronik Asit
Hyaluronik asit (viskosuplementasyon), eklem içi enjeksiyonlar arasında en yaygın ve en uzun klinik uygulama geçmişine sahip biyolojik tedavi yöntemlerinden biridir. Eklem içi enjeksiyonlar genelinde, kortizon tedavisinin ardından yaklaşık 30 yılı aşkın süredir tüm dünyada ikinci en sık tercih edilen seçenektir.
Etki Mekanizması: Temel amacı viskosuplementasyon, yani eklem sıvısının viskozitesini (kayganlığını) artırarak aşınan kıkırdak yüzeyler arasındaki sürtünmeyi en aza indirmektir. Biyolojik kıkırdak yenilemesinden ziyade mekanik destek sağlar. Fakat içerdiği hyaluronik asit ile kıkırdak doku oluşumuna katkısı vardır.
Kalıcılık ve Etki Süresi: Etkinliği hastadan hastaya değişmekle birlikte ortalama 6 ila 12 ay sürer.
Çeşitleri:
- Klasik formlar (2 cc, 4 cc ya da 20 mg, 40 mg, 70 mg, 90 mg).
- Yüksek çapraz bağlı (cross-linked) formlar: Daha yoğun kıvamlıdır; özellikle ileri evre (Evre 3-4) aşınmalarda tercih edilir.
- Fiyat olarak yüksek çapraz bağlı formlar daha maliyetlidir ancak her hastada kesin daha iyi sonuç verdiği anlamına gelmez.
Kombinasyonlar: Bazı formülasyonların içerisine etkinliği artırmak amacıyla kolajen, mannitol veya ağrıyı azaltmak için lokal anestezik ilave edilebilmektedir; klasik uygulamada ise saf hyaluronik asit kullanılır.
Üretim Kaynağı: İlk dönemlerde horoz ibiğinden elde edilirken, günümüzde modern laboratuvarda biyoteknoloji ile üretilmektedir.
Hangi Hastaya Hangi Doz?
- Evre 1-2 (Erken Evre): 20-40 mg veya 90 mg standart hyaluronik asit genellikle yeterlidir.
- Evre 3-4 (İleri Evre): 90 mg ve üzeri yüksek yoğunluklu veya yüksek çapraz bağlı enjeksiyonlar öncelikli olarak düşünülebilir. Yanıt alınamadığı durumlarda doz artışı ve farklı içerik kombinasyonları, hibrit enjeksiyonlara geçiş yapılabilir.
Bu enjeksiyon türü etkili, kolay elde edilebilen, ucuz, hazır steril kutularda olup hızlıca poliklinik koşullarında, ön hazırlık yapılmadan uygulanabilmesi en önemli avantajlarıdır.
PRP Tedavisi
PRP (Trombositten Zengin Plazma), hastanın venöz (toplardamar) kanının alınıp santrifüj cihazında belirli devir ve sürede çevrilmesiyle elde edilen otolog bir tedavidir. Normal kanda bulunan trombosit yoğunluğunun yaklaşık 8-10 katına ulaşmış sarı renkli plazma tabakası elde edilir.
Etki Mekanizması: Trombositlerin içinde yer alan alfa granüllerindeki büyüme faktörleri ve sitokinler eklem içine dağılır. Bu faktörler:
- Trombosit Kaynaklı Büyüme Faktörü (PDGF)
- Transforming Büyüme Faktörü (TGF-Beta)
- Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü (VEGF)
- Fibroblast Büyüme Faktörü (FGF)
- Epidermal Büyüme Faktörü (EGF)
- İnsülin Benzeri Büyüme Faktörü-1 (IGF-1)
Bu faktörler açıkçası kesin olarak yeni kıkırdak dokusu oluşturmaktan ziyade kondrosit (kıkırdak hücresi) hücrelerinin çoğalmasını uyarmakta, kıkırdak proteinleri, kolajen ve hyaluronik asit sentezini artırmakta ve inflamasyon sürecini durdurmaktadır. Direkt olarak viskosuplementasyon (kayganlaştırıcı) etkisi yoktur; hücresel rejenerasyon veya yenilenmeyi artırmaktadır.
Uygulama Protokolü: Genellikle tek seans uygulanmaz; 15 gün arayla 2 veya 3 seans şeklinde planlanır. İleri yaşta kanda trombosit sayısı ve kalitesi azaldığı için 3–5 seansa kadar çıkılabilir.
Hyaluronik Asit ile Birlikte Kullanım (Hibrit Tedavi): Özellikle Evre 3 ve 4 kireçlenmelerde hem kayganlık sağlamak hem de biyolojik yenilenmeyi uyarmak için kombine edilebilir. Biz kendi kliniğimizde bazı uygun hastalarda hibrit tedavi uyguluyoruz. Özellikle evre 2-3 hastalarda daha etkili olduğunu gördük. PRP seanslarından birinde aynı enjektör içinde veya eş zamanlı hyaluronik asit uygulaması yapılabilmektedir.
Birçok bilimsel çalışmada erken evre kireçlenmelerde hyaluronik aside göre daha uzun süreli etkinlik gösterdiği görülmüştür. WOMAC veya VAS skorları istatistiksel olarak daha anlamlı görülse de kalıcı düzeltme veya tedavi söz konusu değildir.
PRGF Tedavisi
PRGF Tedavisi (Plasma Rich In Growth Factors) büyüme faktörlerinden zengin plazma tedavisidir. Esasında PRP tedavisine benzer fakat saf plazma olup içinde lökosit yoktur. Yüksek düzeyde büyüme faktörleri içerir. Lökosit barındırmadığı için daha ağrısızdır ve inflamasyonu tetiklemez. İnflamasyonlu veya şiş dizlerde tercih edilebilir.
Klasik PRP tedavisi gibi santrifüj yöntemi ile elde edilir. Klinik ve etkinlik sonuçları PRP ile kıyaslandığında çok anlamlı fark olduğu söylenemez. Enjeksiyon sonrası daha ağrısız ve konforlu olduğu bildirilmiştir. Fakat kendi klinik uygulamalarımızda PRP enjeksiyonlarından sonra eklem ağrısı ve şişliği yok denecek kadar az olup üstün olmadığı kanaatindeyiz.
Elde ediliş yöntemi PRP'ye benzer olup hastanın kendi kanından elde edilen otolog bir tedavidir. Farkı, sarı plazma kısmında yoğun büyüme faktörleri içermesidir. PRP'de tek santrifüj ile tek işlem yapılıp trombositler toplanıp hastanın eklemine verilir.
PRGF'de ise elde edilen trombositler ikinci bir işlem ile kalsiyum klorüre maruz kalarak granüller parçalanmakta; böylece hücresiz ve sadece büyüme faktörleri hastaya enjekte edilmiş olmaktadır. Aslında hücresiz PRP gibi düşünülebilir. Daha yoğun büyüme faktörleri içerdiği bildirilse de her iki yöntemde de büyüme faktörlerinin hastaya ulaştığı anlaşılmaktadır.
Sanakin
Sanakin ve sitokinlerin etki mekanizması yine hücresel düzeyde katabolik yıkım süreçlerine yol açan interlökin-1 sitokinlerini durdurmak veya inhibe etmektedir. Bu amaçla hastadan alınan kan özel mikrokabarcık içeren tüplere alınır. 37 derecede 3 saat boyunca inkübe edilir.
Monosit hücrelerinden salınan yüksek dozda interlökin-1 reseptör antagonistleri santrifüj edilerek toplanır ve hastanın eklemine enjekte edilir. Bu sayede yıkıcı IL-1 sitokinleri engellenmiş olmaktadır. PRP'den farkı, alınan kanın sadece santrifüj ile hücrelere ayrıştırılmayıp ayrıca inkübasyon işlemine maruz tutulmasıdır. Uygulama öncesi hazırlık süreci uzundur.
Hastaların kendi kanından elde edilen otolog ve biyolojik bir tedavidir. Katabolik kıkırdak yıkım süreci bloke edilir ve kıkırdak yıkımı durdurulur. Özellikle dizi şiş, ödemli, aktif inflamasyonlu dizlerde PRP'ye göre daha iyi sonuç vermekte ve ödemi daha hızlı toparlamaktadır.
Kök Hücre Tedavisi
Kök hücre tedavileri (göbek yağı ve kemik iliği kaynaklı), ortopedi pratiğinde önemli bir yer tutar. Temel olarak iki ana kaynaktan elde edilir:
Kemik İliği Kaynaklı Kök Hücre: Genellikle genel anestezi altında leğen kemiğinden (iliak kanat) özel trokarlarla kemik iliği aspiratı alınır. Alınan sıvı santrifüj işleminden geçirilerek mezenkimal stromal hücreler, anabolik (yapımı destekleyen) sitokinler, endotelyal ve hematopoetik kök hücreler elde edilir.
Kemik iliği aspiratında mezenkimal stromal hücre oranı nispeten düşüktür; ancak subkondral kemik lezyonlarının, kemik iliği ödeminin ve kistlerin biyolojik iyileşmesini uyaran vasküler regülatörler, büyüme faktörleri ve sitokinler bakımından oldukça zengindir.
Yağ Dokusu Kaynaklı Kök Hücre: Kemik iliğine kıyasla ortalama 1000 ila 2000 kat daha yoğun mezenkimal kök hücre barındırır. Temel olarak iki yöntemle hazırlanır:
- Enzimatik Yöntem: Göbek bölgesinden özel yöntemle yağ dokusu enzimatik işlemlerle parçalanıp santrifüj edilerek stromal, perisit ve endotelyal hücreler elde edilip ekleme enjekte edilir.
- Mekanik (Mikro Fraksiyonel) Yöntem: Herhangi bir kimyasal veya enzimatik sürece maruz bırakılmadan, mekanik filtreleme yoluyla yağ dokusunun kademeli olarak mikro parçalara ayrılması işlemidir. Yoğun ekstraselüler matriks ve adipoz içerik elde edilir. Viskozite etkisi yüksek olup eklemde biyolojik kayganlık ve mekanik yastıklama etkisi mevcuttur. Klinik çalışmalarda mikro fraksiyonel yöntemin uzun dönem sonuçlarının daha başarılı olduğu görülmektedir.
Klinik uygulamalarımızda mekanik yöntemi tercih etmekte olup özellikle evre 3-4 hastalarda daha uzun dönemli etkili sonuçlar aldık. Fakat çok ileri evrelerde etkili sonuçlar almak mümkün değildir.
Etki Mekanizması: Halk arasında kök hücrelerin doğrudan yeni kıkırdak dokusu oluşturduğu veya kıkırdak hücrelerine dönüşerek aşınan yüzeyi tamamen kapladığı yönünde yaygın bir inanış vardır. Ancak laboratuvar ve retrospektif klinik çalışmalar, enjekte edilen hücrelerin doğrudan kıkırdağa dönüşme oranının oldukça düşük olduğunu göstermiştir.
Tedavinin asıl etki mekanizması; eklem içi patolojik biyokimyasal ortamı, kronik inflamasyonu ve ödemi düzenlemektir. Enjekte edilen biyolojik ajanlar ve sitokinler:
- Katabolik (yıkıcı) sitokinleri baskılar.
- Anabolik aktiviteyi artırır.
- Mevcut canlı kondrositlerin (kıkırdak hücrelerinin) çoğalmasını uyarır ve apoptozunu (hücre ölümünü) engeller.
Özetle kök hücre tedavisi; kıkırdak dokuda katabolik yıkıcı süreci durduran, kıkırdak kaybını stabilize eden ve eklemin kendi iyileşme mekanizmalarını aktive eden biyolojik bir otolog hücre tedavisidir.
Eksozom Tedavisi
Eksozom tedavisi hücresiz (asellüler) bir biyolojik tedavi yöntemidir; canlı hücre içermez. Laboratuvar koşullarında saflaştırılan; içerisinde mikroRNA'lar, sinyal proteinleri ve iyileşmeyi etkileyen sitokinler barındıran membranöz hücre dışı keseciklerdir.
Eklem içine uygulandığında kondrositlerin içine girerek gen düzeyinde sinyal iletimi sağlar, tip II kolajen sentezini artırır ve kıkırdak dokusunun kalitesini destekler. Literatürde hayvan çalışmaları yoğun olmakla birlikte, insan klinik çalışmalarında henüz çok uzun dönemli geniş seriler sınırlıdır; mevcut veriler daha çok kısa ve orta dönem sonuçlarını yansıtmaktadır.
Kitosan Tedavisi
Kitosan Tedavisi (Eklem Kalkanı) kabuklu deniz canlılarından veya medikal mantarların hücre duvarlarındaki kitinin deasetilasyonu ile elde edilen doğal bir polisakkarittir. Biyolojik bir tedavidir ancak otolog değildir (hastanın kendi vücudundan elde edilmez).
Etki Şekli: Eklem içerisine verildiğinde yüzeyde koruyucu bir tabaka oluşturur. Hasarlı kıkırdaktaki mikroçatlakları doldurarak adeta bir jel implant veya biyolojik bariyer görevi görür; bu nedenle halk arasında eklem kalkanı olarak da adlandırılır.
Hyaluronik Asitten Farkı: Hyaluronik asit hyaluronidaz enzimi ile eklem içinde hızla yıkıma uğrayabilirken, kitosan polimerleri enzimatik parçalanmaya karşı oldukça dirençlidir. Bu sayede eklem içi viskoelastisite ve kayganlığı çok daha uzun süre korur.
Klinik Kullanım: Özellikle Kellgren-Lawrence Evre 3 ve 4 kireçlenmesi olan, ileri yaş veya cerrahiye engel durumlar nedeniyle diz protezi ameliyatı olamayan ya da ameliyatını ertelemek isteyen kilolu hastalarda mekanik sürtünmeyi ve inflamasyonu azaltmak amacıyla tercih edilmektedir.
Peptitler
Rekombinant DNA teknolojisiyle üretilen ve doğrudan kıkırdak büyümesini hedefleyen laboratuvar ürünleridir. Bu grubun en bilinen örneği kondrosit yüzeyindeki reseptörlere bağlanan Sprifermin'dir.
Yapılan klinik çalışmalarda kıkırdak kalınlığında artış tespit edilmiş olsa da iki yıllık takip sonuçlarında ağrı skorları açısından plaseboya kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir klinik üstünlük net olarak gösterilmemiştir. Maliyet ve sigorta kapsamı gibi nedenlerle ülkemizde rutin klinik pratikte henüz geniş yer bulamamıştır.
Şiş ve Sıcak Dize Enjeksiyon Yapılır mı?
Riskleri, Yan Etkileri Var mıdır?
Ameliyat İhtiyacını Ortadan Kaldırır mı?
Alışkanlık Yapar mı?
Ağrı Kesici Kullanmak Daha mı Mantıklı?
Kıkırdak İğneleri Herkeste Etkili midir?
Uygun Enjeksiyon Tedavisi Nasıl Seçilir?
Yazar: Doç. Dr. Tahir Mutlu Duymuş
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı


